Tarihçi ve Yazar Ekrem Şama

Her şey 1909 yılında Abdul Hamit Han’ın devrilmesiyle başlamıştı. İttihat ve Terakkiciler Osmanlının yönetimine el koymuşlardı. Cemal Paşa, Talat Paşa ve liderleri konumundaki Enver Paşa’nın ortak özelliği fazla tecrübeli olmayışlarıydı. Genç yaşta Osmanlının başına geçmişlerdi. Bilgi ve tecrübe birikimleri yoktu. Askeri yönden de hiçbir savaş görmeden paşalığa terfi etmişlerdi. Yani işlerinin ehli değillerdi, hırslıydılar. Osmanlının kuruluşundan itibaren kaybetmiş olduğu toprakları geri almanın sevdasındaydılar. Artı olarak Orta Asya’da ve Kafkaslardaki Türk birliklerini Türk Devletlerini de bir araya getirerek bir Turan Devleti kurmak hevesindeydiler. Turan devletini de asıl Osmanlı ile birleştirerek daha büyük bir Osmanlıyı vücuda getirmenin gayreti içerisindeydiler veyahut da hayali içerisindeydiler. Bilgi birikimleri çok az olduğundan dolayı gelir gelmez büyük hatalar yapmaya başladılar.

Anlaştığımız blok Alman ve Avustralya bloku karşımızdaki blok da o gün ki dünyanın süper güçleri sayılan İngiliz ve Fransa ve içinde isyanlarla çalkalanmak da bulunan Rusya idi. Almanlarla attığımız imza gizli anlaşmaydı bu biz dünyaya tarafsızı dedik tabi Almanlarla gizli tutulması kaydı şartı ile ordumuz savaşa hazır oluncaya kadar ikmallerimiz tamamlanıncaya kadar biz savaş filen girmeyecektik Almanya bunu bize sağlayacaktı ama Almanya süper güçtü. Almanya biran önce Osmanlının savaşa girerek Rusları arkadan vurmasını istiyorlardı batıdaki Rus baskısını azalta bilmesi için Osmanlının Ruslarla kapışmasını arzu ediyordu ama bir de madde vardı hemen savaşa girmeyecektik, kendi emellerini gerçekleştire bilmek için bu maddeyi çiğneyerek emri vakiler yapmaya başladılar bu emri vakilerin en başında iki tane alman gemisini Akdeniz’den ve Ege denizinden Çanakkale Boğazına sığınarak içeriye girmesi mizansen olduğu sonradan ortaya çıktı. İstanbul’a kadar gelmesi kontrol edemeyeceğimiz kadar güçlü oldukları için veyahut da Enver Paşa’nın böyle işine gelmesi Alman gemileri bize rağmen Karadeniz’e çıktılar Osmanlı sancağı çekmiş bulunarak Rusları arkadan bombalamaya başladılar. Devam etmekte olan bir savaşa biz bu şekilde girmiş olduk. Biz bu gemileri satın aldığımızı bildirmiştik, bu gemiler Osmanlı bayrağı çekilmiş şekilde savaşa dahil olduğu için bizde savaşa girmiş olduk ve hemen Ruslar doğudan taarruza geçtiler. Hemen kasım ayının ilk haftasında taarruza geçmiş oldular.

Sarıkamış Rusların elinde bulunuyordu fiilen. Çünkü; 1878-93 harbinden sonra yapılan anlaşmaya göre bu vilayetimiz Ruslara geçmişti demir yolu kullanarak Ruslar sarı kamıştan geçen ve Kafkasya’ya dan gelen demir yolunu kullanarak Erzurum’a kadar geldiler, ordularını buraya kadar getirdiler. Bizim istihbaratımız çok zayıf idi. Bizim ikmalimiz ve yiyeceğimiz, askerimizin giyeceği çok noksandı. Çünkü; ordumuz Suriye den Yemen den gelmişlerdi Irak tan gelmişlerdi sıcak memleketten geldikleri için yazlık elbiseler ile gelmişlerdi. Erzurum da bulunan 3. Ordunun ikmali için ordu takviyesi için doğu Karadeniz ve doğu Karadeniz’in iç kısımlarından 15’liler dahil askere alındı, köy gençlerimiz dahil. Bunların ikmali için İstanbul’dan bir gemi dolusu kıyafet, yiyecek ve içecek yola çıkarıldı ama dedim ya tecrübesiz insanların sevk ve idaresin de olduğundan dolayı bir savaş bile yönetmemiş olduklarından dolayı bu elbiseler için bir refakatçi savaş gemisi tahsis edilmediği için Rus istihbaratı da bu geminin varlığını haber aldığından dolayı gemiye hücum edip gemiyi batırdılar. Bu şekil de de Doğuda ki askerlerimiz yiyeceksiz ve kıyafetsiz kaldılar ve kışlık elbise verilemedi, yazlık elbiseler ile. İstihbaratımız noksan dedik oda şunun içindi mevsimin kış olması bir yana asker de yaz kış olmaz istihbarat devam eder ama bir olay vardı ki Enver Paşa iktidara gelmeden önce vaat etmişti. Ben harf inkılabı yapacağım diyerek, kendisi bir harf inkılabı tasarladı. 

Enver Paşa söylüyor; biz Rusları burada tamamen imha edersek bir plan yaparsak biz bu savaşı kazanırız ve askerimiz buradan ileriye giderek önce Kafkasya ve İran üzerinden Orta Asya ya kadar gider belki de Turan devletinin temellerini buradan atmış oluruz diye bir plan sundu, bir plan ortaya koydu. Bu plana göre Köprü köy de 3 kol Ordunun birisi köy de Rusları oyalayacak iki tanesi ise soldan Kuzeyden bir yay çizerek Sarıkamış’a yani Rusların arkasına sar kılacak, demir yolu kesilecek iki kol ordu Rusları arkadan sıkıştıracak bir kol ordu Rusları önden sıkıştıracak ve Rusları tamamen imha ve esir almak sureti ile o bölgede bulunan başka birliği bulunmayan Rusları büyük bir mağlubiyete uğratarak  Kafkasya’ya üzerinden gidilecek bir plandı. 22 Aralık da iki tane kol ordu mevcutları 120 bin kişidir, bir kol orduyu köy de Ruslara karşı bıraktı. Yola çıkmadan askerleri içtima etti ve şunu söyledi; askerlerim çok ikmaliniz zayıf elbiseleriniz yok biliyorum ama bütün İslam Alemi’nin gözü bizim üzerimiz de bütün Türk milletlerinin bütün Türk Devletlerinin arzuladığı dua ettiği kişiler olacaksınız buradan yürüyüşe geçeceğiz bu ilerimizde Kafkasya da hem yiyecek hem giyecek var imkanlara kavuşacağız. Uzun paltosu olanlar çıkarsınlar şuraya koysunlar, çantası olanlar da buraya koysunlar neden hızlı yürüyeceğiz asker. Hızlı yürüyeceğiz bunlar sizin hızınız kesebilirler, ileri yürüyüş emrini verdi Enver Paşa. Askerimizin her şeyinin noksan olduğunu tekrar tekrar söylemem gerek yok, çarıklarla yürümeye başladılar. Çarıkla Allah-ü Ekber dağına tırmanmaya başladılar. Daha ilk gün iki bin şehit verildi. Askerler birbirlerini düşman sandılar çatıştılar tam dört saat sonra anlaşıldı ki iki tarafta bizim asker, ateş o zaman kesildi. Asker yürüyüşe başladı ama asker 22 Aralık da yürüyüşe başlarken havalar soğumaya kar tipi boran ve ısı aşağı doğru düşmeye başladı, askerlerimiz dağa doğru tırmanmaya başladı. Yavaş yavaş donmaya başladı irtifa düşmeye başladı. Durmak yok ara sıra bir 15 dakika istirahat verildiği zaman o ormanlarda o dağın tepelerin de o çarıklar ıslanmış çarıklar donmaya başlıyor, askerlerin hatıraların da var bu çarıklar cam parçası gibi oluyor yürürken, her taraf kıp kırmızı kandır askerin yürüdüğü yerler camlardan kesilen ayakların, donan ayakların saçmış olduğu kanlar. İstirahat verildiği zamanlarda yer çok soğuk olduğundan ayaklarda da çarık olduğundan ayaklarda donmaya başlayınca bu 15 dakikalık istirahatler orada bulunan çam ağaçlarının alt dallarına çıkıyor asker ayağımız üşümesin diyerek. Çam ağacına çıkıp da bir daha inemeyen kaskatı donmuş ceset den meyveler verdi o sene, yukarı çıkan da inemiyor aşağıya. Donma olayı tabi cinnet geçirerek başlıyor veyahut uyuyarak başlıyor. Oralarda askerlerimiz donup kalıyorlar. Adamlar hızlı yürüyelim diye ne balta götürmüşler ne hızar götürmüşler hiçbir şey götürmemişler. Asker ormanda istirahat verdiği zaman ateş yakmak üzere hiçbir ağaç bile kesemediler çalıların da tutuşması mümkün değil, tüfekler elde yapıştı kaldı. -20,-30 da tüfek elden bırakmak mümkün değil. Askerin ayağı kaysa aşağı doğru yuvarlanıyor bir daha çıkması mümkün değil. Bu şekilde kırıla kırıla gitmeye başladı. Bu askerleri defnetmek de mümkün değil yerler donmuş olduğundan dolayı kazmak mümkün değil. O askerlerimiz defnedilemeden kurda kuşa yem edildi. O sene kurtlar kuşlar insan etine doymuş oldular. Açlıktan telef olan ölenler oldu. Hayvanlar birbirlerinin kuyruklarını ve semerlerini yemeye başladılar. Sarıkamış tren istasyonu ele geçirildi ama üstün Rus kuvvetleri takviye almışlardı, tekrar istasyonu boşattırılarak ormanlara çekilmek zorunda kalındı. 29’ unda başlayan müşterek hücum başarısızlıkla sonuçlandı,30 unda başarısızlık 2 Ocağa kadar başarısızlık. Hücum emri verildiğinde asker ancak oturduğu yerden Allah Allah diyebiliyordu. Kalkması mümkün değil ki her tarafı donuk. Bu şekil de bu hücumlar başarılamadı. Enver Paşaya denildi ki efendim bi hücum edilse bütün bayraklarımız ele geçirilir bir tedbir alalım. O da tuttu ordunun bütün bayraklarını topladı bir müfrezeye vererek geri gönderdi. Ayın 4’ünde kendisi de oradan ayrılarak İstanbul’a geri geldi. Sarıkamış harbi ile ilgili bütün haber kaynaklarına ulaşım yasağı getirildi. 

Almanlar bizim bir şey yapmamızı istiyordu, mecburduk bu harekatı yaptık. 

ENES MARAL 

Not: 30 Aralık 2020, Video Konferans Özet Metni

Share This