TİHDER Başkanı Cemal DEMİR 

Tokat İmam Hatipliler Derneği (TİHDER) video konferansına hoş geldiniz. Tüm konukları TİHDER yönetimi adına sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. 

Bugünkü davetli konuşmacımız Sayın Prof. Dr. Fatih Savaşan 

Efendim, video konferansımıza icabetinizden dolayı şükranlarımı sunuyorum. 

Bu akşam Değerli hocamızla “İmam Hatip Neslin, Türk Maarifine Katkıları” konusunu konuşacağız. Hocamızın bilgi ve birikimlerinden istifade etmiş olacağız. 

TİHDER’in video konferans düzenleme amacı; Tokat İmam Hatipliler arasında bilgi ve tecrübe paylaşımını sağlamak, İlimin beşikten mezara kadar olan hayat serüvenimizde canlı tutmak, gelecek nesle güzel bir miras bırakmaktır.   

Değerli hocamızın sunumlarıyla zihinsel ve algı dünyamızın gelişimine katkı sağlayacağı inancım tamdır.  

Bugünkü video konferansımızı kalıcı kılmak ve daha çok toplumlara ulaştıra bilmek için kaydediyoruz ve youtube TİHDER kanalından yayınlayacağımızı bilgilerinize arz ediyorum. 

TİHDER’in misyon ve vizyonu gereği, kadim tarihimizin ışığında mürebbi olduğumuz okulumuza, vefa duygusuyla aramızdaki kardeşlik bağlarını her zaman canlı tutmak, hali hazırda okuyan öğrencilerimize karşı maddi ve manevi sorumluluklarımızı gerine getirmek, İmam Hatip ruhunu yaşam hayatımıza nakşetmek. 

Bu duygularla toplantımızın, hayırlara vesile olmasını Cenabı Allah’tan temenni ediyorum. 

Prof. Dr. Fatih Savaşan’ın hayat hikâyesini takdim ederek sözü kendilerine bırakacağım….

Prof. Dr. Fatih SAVAŞAN Kimdir?

1971 Tokat doğumlu olan Savaşan, ortaöğrenimini Tokat İmam Hatip Lisesi’nde (1989), lisans öğrenimini ise İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye Bölümü’nde (1993) tamamlamıştır. Bir süre Sayıştay’da Denetçi Yardımcısı olarak çalıştıktan sonra Milli Eğitim Bakanlığı bursiyeri olarak Amerika Birleşik Devletleri’ne gitmiş; ekonomi alanındaki yüksek lisans ve doktorasını sırasıyla Colorado Üniversitesi (1997) ve Kansas Üniversitesi’nde (2002) tamamlamıştır.

2009 yılına kadar öğretim üyesi olarak Uşak Üniversitesi’nde çalışan Savaşan, bölüm başkanlığı ve dekan yardımcılığı gibi idari görevleri de yürütmüştür. Sakarya Üniversitesi’nde 2017 yılına kadar bölüm başkanlığı, Kaynarca Uygulamalı Bilimler Yüksekokulu müdürlüğü ve Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü gibi görevleri yürüten Savaşan 2013 yılında Stanford Üniversitesi’nde misafir araştırmacı olarak bulunmuştur. Prof. Dr. Savaşan, son olarak Milli Savunma Üniversitesi Rektör Yardımcılığı görevini yürütüyordu. 

Kayıtdışı ekonomi, vergi afları ve uluslararası göç başta olmak üzere Maliye alanında çok sayıda makale ve kitap yayınlayan Savaşan 2012’den itibaren İslam Ekonomisi ve Finansı alanında kongre ve çalıştay düzenlenmesine öncülük etmiş ve akademik danışmanlık ve yayınlarını bu alanda yoğunlaştırmıştır. 

2016’dan itibaren Merkezi Kayıt Kuruluşu’nda Yönetim Kurulu Üyeliği ve Başkan Vekilliği yapan Savaşan, Haziran 2017’den itibaren MKK Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini deruhte etmektedir. İstanbul Teknopark Yönetim Kurulu Üyeliği’de yapan Politik, Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (PESA)’nın çalışmalarına da katkı sunmaktadır.

2018 Temmuz ayında Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Sakarya Üniversitesine Rektör atandı. 

Hocam söz sizde…

SAVAŞAN; 

İmam Hatipliler ve İmam Hatip nesli dediğimiz zaman da aslında bir mana yüklüyoruz. Bu sırda değil mana yüklediğimiz. Hem Türkiye kamuoyu açısından sır değil hem de zaten bu aşağı yukarı her hafta başında ve sonunda İmam hatiplerde okuyan bizlerin, Nazım hocam bağışlasın ama bu maruz kaldığı nutuklarda da sıkça hatırlatıldığı gibi misyon yüklüyüz. Dolayısıyla hem Türkiye yani İmam Hatip kamuoyu için hem de Türkiye’nin hemen hemen tüm kesimleri için İmam Hatip farklı anlamlar ihtiva etse bile neticede farkı hissedilen olumlu veya olumsuz anlamda bir eğitim kurumu ve tabii ki bu eğitim kurumunda yetişen bizlerin de içinde bağlı olduğu nesilde artıları ve eksileri ile bu olumlu veya olumsuz algıdan nasibini almış durumda. Başta şunu söyleyeyim yani İmam Hatiple ilgili benim şahsi değerlendirmelerim biraz Dindar, Muhafazakâr, İslamcı ismine ne derseniz deyin biraz daha bilinçli bir şekilde İslam’ı yaşamak arzusunda olan kadınların yaşadıklarıyla benzerlik taşıyor yani Türkiye’de siyasi mücadele, eğitim alanındaki mücadelede hatta ekonomik alandaki mücadele ülkenin topyekûn nereye doğru evirileceğine ilişkin ve dolayısıyla her alana sirayet eden farklı akımlar da. Akımların didişme sinde kapışmasın da en fazla arada kalan kesimi oluşturuyor İmam Hatipler. İmam hatipler tıpkı kadınlar gibi. Şöyle düşünüyorum bunu niye böyle söyledim şunun için söylüyorum. Türkiye malum belki Osmanlı’nın son döneminden itibaren ama özellikle Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan itibaren şiddetli gerilimlerin yaşandığı bir ülke. İsmine modernleşme diyebilirsiniz ki Batılılaşma diyebilirsiniz Batılılaşma derken kimisi olumlu anlam yüklü olan kimisi olumsuz anlam yüklüyor. Çabası içerisinde olanlarla biz kadim medeniyetimize ki onu da neyden oluştuğunu kabaca söylesek bile içine ne ölçüde doldurabileceğimiz konusu da tartışmalı. Biz ise kadim medeniyetimize vurgu yapıyoruz doğuya vurgu yapıyoruz, efendim İslam’a vurgu yapıyoruz. Bazen Osmanlıcılığa meyil ediyoruz. Daha geriye pek çok gitmiyoruz ama Osmanlıcılığa vurgu yapıyoruz.

Dolayısıyla iki ana aks varsa. Birisi evet yenileşmeye ihtiyacımız var evet ilerlemeye ihtiyacımız var evet teknolojik anlamda bir atak yapmaya ihtiyacımız var ekonomimizin düzelmesine ihtiyacımız var yeniden iddia sahibi olmaya dünya da söz sahibi olmaya ihtiyacımız var diyoruz ama bunun yolunu farklı şekilde çiziyoruz. Bu işte farklı şekilde çizenlerle hayır biz Batılılaşacağız modernleşeceğiz.

Gelişmenin de zaten yolu bu Diyen ama tıpkı biz kadim medeniyet dediğimiz zaman İslam dediğimiz zaman Osmanlı dediğimiz zaman medeniyet mirası dediğimiz zaman bazen söylediğimiz belirsizleşse de içine dolduramaz hale geliyorsak onlar da diğer kesim de eğer doğruysa bu ifadeler aslında aynı şeylerden muzdarib göründü ancak iki tarafında farklı yönlere doğru ülkeyi götürmek ama bunu ülkenin toplam iyiliği için yapmak arzusunda iken doldurabiliyor veya dolduramıyor. Peki ama bu mücadele kimin üzerinden olacak. Sembollerden olacak özel de etkin eğitim bunun nu bunun taraflarından birisi oluyor. Mücadelenin yürüdüğü ana alanlarından birisi oldu ama 1950’lerden itibaren 1951’den itibaren İmam Hatip okuluyla. Eğitim Kurumu adıyla bu hatta bir eğitim kurumu ile Türkiye tanışınca bu mücadele alanı fiilen bu imam hatiplerin üzerinde de kalmış oluyor. Elbette şöyle bir baktığımız zaman kendi hayat hikayemize de baktığımız zaman. Buradaki hazirunun tamamı da  kendi hayat hikayesinden parçalar kesitler sunsa. Bu söylediğim söylemeye çalıştığımız daha doğrusu teyit edecek anekdotlar bulmak yaşanmışlıklar bulmak mümkün. Benzeri bir dram veya belli benzeri bir misyonun Türkiye’de Müslüman kadınlar da yüklendi aslında. Çünkü biz sanki İslam ı yaşayan yaşaması gerekenler sadece kadınlarmış gibi onların üzerine yükledik bazı şeyleri  İslami camia.

Dolayısıyla başörtüsü üzerinde de kadınlar başörtülü olarak okuyabilir mi okuyamaz mı?

İmam hatip den itibaren ortaokuldan itibaren kızlar başörtülü olarak eğitim kurumlarına girebilir mi giremez mi eğitim hakkının tartışması yapılırken hep aynı  noktaya tabiri caizse vuruş yapılmış oldu.

O yüzden diyorum ki Müslüman kadınlar, başı açık olanlar Müslüman değil anlamında değil. Bu ifadem ama yaygın bir tanımlama olduğu için kullanıyorum İslam ı başörtüsü unsuruyla birlikte de yaşamayı önemseyenler ve tabii ki bunun siyasi bir tasavvurla birlikte desteklenmesi de söz konusu Türkiye gerçeğin de dolayısıyla. Bu kesimden bahsediyorum dindar kadın derken Müslüman kadın derken. Yoksa başa açık olanlar Müslüman değil anlamında söylemiyorum ama.

Hem okuyacağım hem başımı kapatacağım, hem çalışacağım hem başörtülü olacağım diyen insanlar belli ki Türkiye’de siyasi alanda da bir şeylerin değişmesini arzu eden kesim çünkü o alanın domine ettiği kurumlardan da tabiri caizse icazet alınmasıyla bu yapılabilecek meclisten icazet alınmasıyla da bunu yapılabilecek yasal düzenleme ile Türkiye’de şu yakın zamana kadar devam eden belki hala tam temizlendiğini söyleyemeyeceğimiz değişik vesayet türlerin den de üstü kapalı da olsa icazet alınması lazım veya bunlar da mücadele ederek hak tabiri caizse Söke Söke alınması lazım.

Dolayısıyla kadınlar böyle bir misyon yüklenmişken elbette eğitim alanında İmam Hatipler bence böyle bir misyonu yüklenmiş idi. Bunu tabii 1950 den itibaren malumumuz olduğu üzere 1950 yılında sanırım  Ahmet Hamdi Akseki olsa gerek bir rapor hazırlıyor dini Tedrisat nasıl olmalı Türkiye’deki durumu ne. Dini müesseseler nasıl ne durumda sıkıntılar ne rapor  bu raporu şunu ortaya koyuyor.

Evet siyasi alana müdahil olmasını isteseniz bile kendisine dar bir alana hapsetsin din diye düşünseniz bile o dar alanı taşıyacak kadar birikim bile yok, yakında bu kaybedilecek  raporu veriyor. Tabi ki bu rapor aynı zamanda, yine tarihçe eğer tam doğru oturtulabiliyorsa İmam Hatip Ortaokulunun açılmasının da aslında bir tür zeminini oluşturmuş oluyor elbette bu bir bakıma dini tedrisatın aşırı baskı altında tutulması ve dini tedrisata izin verilmemesi söz konusu olduğunda ortaya çıkabilecek bazı mahsurları da muhtemelen yöneticiler görüyor o dönemde çünkü siz Tedrisatı engellediğiniz zaman. Bu tedrisat illaki yürütülecek bu gizli olarak yürütülecek, gizli olarak yürütüldüğünde iki tehlike ortaya çıkacak. Dini açıdan bile değerlendirirseniz yetkinliği tartışılabilir kişiler yanında kalacak. Bu açıdan mahsurlu ama siyasi olarak da düşünecek olursanız yeraltına çekilmesi belki bu alanın tırnak içinde terör ize olmasa da ileride potansiyel sorunlara yol açmasını da beraberinde getirecek dolayısıyla böyle bir raporun olması belki o dönemin Demokrat Parti’yle birlikte gelişen yeni siyasi aklın da asla yapmak istediklerini veya zaten gördüğünü akla temas ederek gördüğü şeyi raporlaştırmış oluyor ve imam hatip okulları bu Türkiye’deki eğitim sisteminin bir parçası olmuş oluyor ama elbette o parçası olma durumu. Şu açık eğer bir eğitim kurumu doğmuşsa o eğitim kurumu belli sosyal tabanların muhtemelen ilgisini çekecek o sosyal tabanlı adamın ilgisini çekmesinin akabinde de başka bazı siyasi ve sosyal talepler beslenecek. Yani siz İmam Hatip Okulu diye bir okul açtığınızda, zaman içerisinde o okullar şu yada bu gerekçeye yönelen toplum kesimleri ve onların eğitim almış çocukları dindar erkekler olsun ve zaman içerisin de kızları da okula gitmesiyle birlikte kızlar olsun başka talepleri gündeme getirecek. Ve zaten yani Türkiye’deki belki belirgin haliyle de 1970’lerden itibaren ortaya çıkan da bu yani ben okudum, evet bana bazı haklar verilmedi ve dolayısıyla paralel bir şekilde başka bir risk. Liseden de veya orta okuldan da diploma aldım yılına göre sonra üniversiteye geldim ama ben niye başka bir okulu bitirmek zorunda kalayım üniversiteye gelmek için bu bir talep ve geldim diyelim ki başka okulu bitirerek ben, ben olarak şimdide kamuda istihdam edilmek istiyorum o halde beni ben olarak kabul edecek mi kamu buna hazır mı?

Dolayısıyla bu kabul ediliş her ne kadar namaz kıldıracak kimse yok cenazelerini kaldıracak kimse yok defini İslam’a göre yapacak kimse yok diye başlasa bile ve bundan sonra haliyle de belli kesimlerin ki bazı cemaatler bu okullara olumsuz bakmıştır, hala o olumsuz bakış devam ediyor.Lehte aleyhte bir sürü toplum kesimleri harekete geçecek sonunda bunların çok değişik taleplerinden.

Değişik taleplerin doğmasına değişik taleplerin beslenmesine yol açacağı da aşikâr nitekim öyle olmuş. İmam hatiplerin açılması ve İmam hatiplerin tekrar bu dediğim anlamda yeni talepler oluşturması ve siyasi zeminde yeniden bu taleplerin yüksek sesle dile getirilmesi.

Biliyorsunuz 1970’li yıllardan itibaren o zamanki Milli Selamet Partisi eliyle daha sonra. Belki ANAP kısa bir süre arttırmak için tırnak için de daha layt belki ama taşıyıcılığını yapmış daha sonra Refah Partisi üzerinde yürümüş. 1997-1998’e geldiğimizde biliyorsunuz 1996 Refahyol hükümeti kuruluyor daha sonra 28 Şubat süreci başlıyor. O dönemde de yine İmam hatipler en önemli tartışma konuları arasında bu ne ile birlikte başörtülü üniversiteye gidebilir mi başörtü de okullara gidilir mi hatta hatta başörtülü imam hatip okunur mu? Yani ona kadar gitmiş oluyor yani işte bu yüzden diyorum ki yani kadınlar ve İmam hatipler Türkiye de biraz daha yerde biraz daha bu medeniyet köklerimize dönelim.

Biraz daha bu anlamda Milli olan tüm siyasi taleplerin de taşıyıcılığını yapmanın olumlu veya olumsuz bedelini kadınlarla birlikte kızlarımızla birlikte çekmiş bir okul. Olumlu mu burada yetişen insanlar bir defa şunu söyleyelim. Bence yine tabii ki bu söylediklerimin tamamı tartışmaya açık katılmayabilirsiniz. Sonuçta bu kesimler ne yapıyor imam hatipler ve birlikte aslında örgün ya da müesses eğitim sistemine mesafede duran. Belki çocuklarını özellikle gavurlaşmasın diye yine tırnak içinde ve eğitim kurumlarından uzak tutan kesimlerde bu okullara rağbet ediyor. Dolayısıyla aslında şuanda eğer kırsaldan kente yürüyüşün siyaseten de çeperden merkeze yürüyüşünün Belki çok hissedilmeyen taşıyıcılığını da yine İmam hatipler en azından belli bir ölçüde yapmış olduğu ya da taşıyıcılarından bir bölümü da mutlaka İmam Hatipliler oluşturuyor imam hatipler ve İmam Hatipliler.

Burayı bitiren insanlar şükür ki birçok kesim bunu kabul ediyor. Elbette iktidar dönemi uzadıkça ve bu okullardan mezun olanların toplam kalitesi biraz düştükçe mezun daha çok veriyorsam daha çok bu okullara rağbet oluyorsa normaldir ki kalite düşebilir.

Ve tabii ki eğer başka yozlaştırıcı şeylerle kısmi kötü örnekler olsa bile toplamda yine de.

Hem siyaseten en eğer bir kesim diyebiliyorsak imam hatiplere yüzü ak olan bu kesimlerden birisini de imam hatipler oluşturuyor. Ancak tabii ki hani hep olumlu gibi en azından. Medeniyet tasavvurumuzun muhtemel yeniden inşasında taşıyıcılık yapma gibi bir misyonu yüklenmesi bakımından olumlasak bile. Türkiye’deki toplam da eğitim sisteminin belli alanlarda karmaşıklaşması bozulması da İmam hatiplerin suçu değil ama bu misyon onlara yüklendiği için Batılılaşma arzusunda olan da bunu gördüğü için imam hatipliler sorumlu tutulamazlar İmam hatiplerdeki bu potansiyeli gördükleri için. Ne yapmış oluyorlar İmam hatipleri ne yapmalı diye hani büyük bir soru işareti 28 Şubat sürecinde biz görüyoruz.

Bu bi ne meslek lisesi ama bunu biz dar anlamda meslek Lisesi olarak kodlamak istiyoruz. Üniversiteye gitmesini hele de her bölüm buradan mezunların gitmesini istemiyoruz. O zaman ne olacak meslek liseleri ile ilgili bir takım düzenlemeler yapılması lazım ve aslında belki de Türkiye’de bu yakın dönemde çok ciddi anlamda hissettiğimiz ara elaman sıkıntı dediğimiz sıkıntıların da doğuran bir faktör. Malum 28 Şubat sürecinde İmam hatipler üzerinden yürütülen operasyonun bir sonucu belki de bunlar. Buda toplamda bir katkı değil de negatif yükleyecek olursak burada dediğim gibi İmam hatiplerin suçu yok. Çünkü sen gidiyorsun orada eğitim alıyorsun ondan sonra da ben üniversite okuyacağım diyorsun Türkiye’de hiçbir toplum kesiminin veya hiçbir gencin önü hele de tam bilinçli seçim yapamadığı dönemde ailenin ve diğer başka faktörlerin, gelir durumu şehirde olup olmama durumu gibi faktörlerin etkisi ile aldığı kararların ilanihaye o gencin. Önünü kapatmasını zaten kimse talep edemez dolayısıyla ben imam hatibe gelirken İmam olmayı düşünerek geldiysem bile

Ailem beni imam olsun diye oraya gönderdik ise bile ben bu kararımdan her an vaz geçebilirim İmam olmak değil de Kaymakam olmak istiyor olabilirim İmam olmak değil de doktor olmak istiyor olabilirim vesaire. Dolayısıyla bu talepler elbette normal ama dediğim gibi bu baştan beri toplumdaki sıkışmışlığın atlatılabilmesi için adeta bir nefes borusu gibi görülebileceğin de bu tip şeyler imam hatipler üzerinden yürütülmek durumunda kalmış burada tabii. Yani çuvaldızı kendimize İmam Hatipliler olarak batırmalı mıyız çünkü aşırı politikleşme doğru muydu bunlar tartışılabilir çünkü politika hem toplum kesimlerinin taleplerini taşır ona cevap vermek ister ama aynı zamanda belli toplum kesimlerin üzerinden yol almak ister. Dolayısıyla tek taraflı bir ilişki biçimi geliştirmek doğru geliştirilmesi mümkün değil o yüzden.

Şu sorulabilir 28 Şubat eleştirisi yapıyoruz bence yerden göğe kadar haklıyız ama acaba İmam hatipler genel de farklı bir rota biraz daha hafif siyasi bir talepleri dile getirin.

Ama siyasetten çok da içinde olmayan bir hava verseydi bu başımıza gelenler gelir miydi sorusunu da belki sormak lazım. Ama neticede bu soru sorulsa bile toplum kesimlerinden bir talebi varsa İmam hatiplere yönelik bu talep de netice de siyasi alanda kuşatan taleplerin bir parçasıysa bu kaçınılmaz bir şey yani. Hani bu tartışılabilir ama son haliyle de faturanın çıkarılamayacağını düşünüyorum çünkü imam hatiplileri sadece bir meslek edinme talebinde bulunan bir kesim olarak değerlendirmiş oluruz.

Bu kanaatimizde birçok talepleri vardı bu kesimin. Bu taleplerden bir tanesi eğitimdi. Haliyle de diğer taleplerini dile getirmesinde normal bu tartışmayı yaparsak ben bu işin doğrusu bunun bir kusur olarak düşünülmeyeceğini düşünecekler tarafındayım yalnız bu tabii ki tartışılabilecek konulardan birisi. Şuan da tabi İmam hatipler ne durumda. Ben biraz önce de söylemeye çalıştım İmam hatiplerin yayılması sayıca çoğalması sanırım yüzde on yedisini oluşturuyor imam hatipler. Aslında çok bir yüzde değil toplam içerisindeki yüzde on yedi ve İmam hatiplerin bu kadar üzerinden buldozerle geçildikten sonra saça toplum talebi varsa siyaseten buna karşılık verilmesi ve dolayısıyla bu kadar yıpranmışlık tan sonra kısmi pozitif ayrımcılık yapması da bence anlaşılabilir. Ancak sayıca çok olması elbette kalite konusunda endişelerin ortaya serilmesine de yol açıyor. Fakat ben imam hatip neslinin de bizim dönemiz de ki nesle benzer olduğunu düşünüyorum. Çok güzel çalışmalar yaptıklarına şahit oldum. Bazen biz gözümüzü kapatıyoruz. Kendi misyonumuzu yerine getirmediğimiz zaman zannediyoruz ki o yok kafamızı kuma sokuyoruz tabiri caiz ise işimize gücümüze dalıyoruz ondan sonra da zannediyoruz ya bu alan bomboş kalmış kimse hizmet üretmiyor falan zannediyoruz halbuki öyle olmadığını ben hissediyorum. Görüyorum çok gayretli hocalarımız ve idarecilerimiz var. Maddi imkanlarda bizim dönemlerdeki maddi imkanların fevkinde olduğu için muhtemelen çok güzel yayınlar yapanlar da var. Ben mesela bu uluslararası dergicilik fuarı var iki defa gittim. İmam hatiplerin çıkardığı çok güzel yayınlar gördüm sanırım işte Emin Saraç İmam Hatip Lisesi idi siyer gazetesi çıkarmış eğer Efendimizin zamanın da gazete çıkıyor olsa nasıl çıkardı. Fikir çok güzel hani ben olsam başlıkları farklı koyardım falan dediğim oldu. Çünkü bir gazete formatında değil tam ama sonuçta şahane bir fikir ve çocuklar oturmuşlar hani bir konu var. O konuyla ilgili Müslümanlar tartışıyor ve bir ayet geliyor. Neticede hükmü bildiren bir ayet geliyor ve Efendimizin orada bir tavrı ve bir seçim oluyor şöyle yapılmalı falan diyor. Bu mesela harika bir fikirdir yani. Dolayısıyla ben şu anda ki İmam hatiplerin de aynı bizim dönemimizde ki gibi gayretli idareciler başta çok gayretli hocalarımız vardı hepsinden yaşayanlardan Allah razı olsun, Allah uzun hayırlı bereketli ömürler ihsan etsin .Rahmetli olanlara da yani cennetiyle inşallah onlar taltif etsin çok değerli hocalarımız vardı ama yani buradaki herkesle biliyor isimler ile konuşmaya kalkışsak herkeste bir şey söyler çok misyon yüklenmeyen al Allahım canımı falan diyen hocalarımız da vardı şimdi de öyle. Yani oldukça iyi hocaları da var oldukça iyi öğrenciler daha başka ama daha  geride kalanlar da var bu yüzden bizim üzerimize düşen. Madem bizi İmam Hatip mezunuyuz İmam Hatiplerle mümkün olduğunca işimizin el verdiği oranda ve gücümüzün elverdiği oranda ulaşmamız lazım onlara değer vermemiz lazım gençlere değer verirsem gençlerin büyümelerinde yol almalarından kendilerince hedef belirlemelerinde arkadaşlık yaparsan onlara destek olursan, hani onları böyle maydanoz gibi marul gibi yetiştirilecek büyütülecek bir nesne bir bitki gibi görmeyip de. Beraber yol almayı önemsediğin zaman ve onların dilini konuşmak zorunda olan bizleriz diye bir düşünce geliştirdiğim zaman yol alınabileceğini düşünüyorum. Evet gençler çok iyiler iyi olmayanlar da var. İmam Hatip eğitiminin zayıfladığı noktalar var bence beşinci sınıftan itibaren liyakatli olmayan bazı Arapça hocalarının falan ben görüyorum kendim de tecrübe ediyorum.

Çocuklara dil sevgisini verme konusunda oldukça zayıf olabiliyorlar zaten İmam Hatip dediğin bir Kuranı Kerim Arapça bu ikisini çocuk baştan sever bu dersler faydalı bulur hallederse ondan sonrasını götürür bu ikisini. Yani imam hatiplerin bence beşinci sınıfta ki yani ortaokul kısmı için söylüyorum ve lisede sanırım bu durumda olabiliyor öğrenciler. Birinci sınıfta tabiri caizse hiçbir şey verilmesin bu çocuklara ve yeter ki sevdirilsin bu işi yapabilecekleri Arapçayı öğrenebilecek ve Kuranı Kerimi  güzel okuyabilecekleri hissettirilsin bu bile büyük misyon diye düşünüyorum. Yani geçmişte çok misyon yükledik yüklendik bize misyon yüklediler, iyi ki yüklediler. Bunun tabiri caizse dönen dönem çilesini çekenler oldu özellikle bayanlar özellikle hanımlar özellikle kızlarımız bunun ızdırabını daha fazla çektiler. Günümüze geldiğimiz zaman hiçbir sosyal talep toplumsal talep böyle hani tereyağdan kıl çeker gibi tabiri caizse kazanılmaz zaten. Dolayısıyla bedel ödeyenlerden Allah razı olsun. Bundan sonra ödeyecekler çıkacaktır buradaki arkadaşlardan da çıkabilir ama sonuçta eğer bir misyonu yüklenmişse bedel ödemeye de hazır olmak lazım. Bedel ödeyenleri bizim unutmamız lazım vefa göstermemiz lazım. Ama bedel ödeme sırası bize gelirse de tahammül edebilmeye de hazırlık yapmamız lazım diye böyle bir de imam hatip neslinin politik okuması gibi oldu ama konuşmamı böylece tamamlamış olayım.

11 Haziran 2020 Haber : Enes Meral

Share This